Söyleşi: Jesse Eisenberg
- Zekican Sarısoy

- Apr 24, 2023
- 5 min read
Dünyanın en kabına sığmayan, gerçek anlamda hiperaktif insanlarından biriyle söyleşi yapmak herkese kısmet olmaz. Jesse Eisenberg, film endüstrisi içinde en kendine has isimlerden biri. Onun yanındayken insanın hadi gel birlikte zıplayalım, hoplayalım, saçmalayalım diyesi geliyor. Kıpır kıpır bir enerjisi var ama bir yandan inanılmaz naif bir tarafı var. Yönetmenliğini yaptığı filmi “When You Finish Saving The World” (Dünyayı Kurtardığında) Türkiye’de ilk gösterimini 2023 yılında 42. İstanbul Film Festivali’nde yaptı. Filmi ise ilk olarak Saraybosna Film Festivali'nde izledik.
Filmin jeneriği akarken yaşasın indie filmler diye müthiş bir sevgi beslediğimiz, filmi ilk olarak izlediğimiz Saraybosna Film Festivali’nde bir basın buluşması sonrasında ona söyleşi fikrini açtığımızda hiç kasmadan ve mail trafiklerinde bizi kaybetmeden inanılmaz hızlı bir şekilde söyleşiyi organize etmemize vesile oldu. Seni çok seviyoruz; büyük fangirl kitlen burada Jesse!
Filme şöyle kısacık baktığımızda, “Dünyayı Kurtardığında”, Jesse Einsenberg'in ilk yönetmenlik çalışması oldu. A24'ün yapımcılığını üstlendiği film, temelde bir çekirdek aile draması ve yetişkinlik, karar alma, kendi hayatının üzerine yürüme gibi çocukluk ve ilk yetişkinlik arasında birbirini bir hayli yoran bir anne-çocuk ilişkisini merkezine koyuyor. Stranger Things’in Mike’ı (Finn Wolfhard), aile içi şiddetten hayatta kalanlar için bir sığınma merkezi işleten ve neredeyse bütün empatisini onlara saklayarak ailesini ikincil plana atan, eski bir hippi (Julianne Moore) ile tatminsiz bir akademisyenin (Jay O. Sanders) tek çocuğu, genç Ziggy Katz'ı canlandırıyor.

Basın toplantısında aslında bu projenin hikayesinin bir podcast üzerinden başladığını söylediniz. Podcast fikrinden yola çıktığınızda bunu bir film projesine dönüştürme hikayesine geçiş nasıl oldu?
Bu hikayeyi ilk olarak Audible için yazmıştım ve kitabın bölümlerinden biri Finn'in karakterinin bakış açısıyla anlatılmıştı. Finn annesiyle olan ilişkisinden bahsediyordu ama aslında annesiyle hiç tanışmıyoruz. O hikaye ve bakış açısının da aslında çok ilginç olduğunu düşündüm. Audible kitabını bitirdikten sonra onun bakış açısıyla bir hikaye yazmaya böylece karar verdim. İnternette çok popüler olan, müziğini binlerce hayranıyla paylaşan bir karakteri oynuyor ve annesi ise bir sığınak işleten, eşitlik aktivisti. Birbirleriyle aynı evde yaşamak zorundalar. Aralarında ideolojiler, kültürler, nesiller ve değerler açısından bir çatışma var.
Instagram ya da benzer bir mecra için “Benim şu kadar takipçim var” diyen birini gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Yani oradaki mevcut kitlenin bütün gerçekliğin olması kısmı Ziggy’nin (Finn Wolfhard) ana elementlerinden biri. Karakterin kendisini yaratmak bulunduğu yaş itibariyle bu kadar zorken, ona birde sanal bir gerçeklik eklemek zor olmadı mı?
Kafamda Finn dışında kimlerin olduğunu şu noktada söylemem doğru olmaz. Ama onunla rol için ilk görüşmelere başladığımızda ve provalara girdiğimizde “Evet, bu kesinlikle!” diyerek ayrıldığımı hatırlıyorum. Aramızda yaş farkı, belki jenerasyon farkı olsa da Finn’in kendisi de ciddi hareketli bir karakter. Yerinde duramıyor! Ona bu şekilde kendi kendine yaşayan, bütün hayatı bilgisayar, telefon ve kulaklığı çevresinde gelişen bir karakter vermek en doğrusuydu. Çünkü karakter potansiyelini çıkardığı gibi potansiyelini düşürdüğünde de gerçekten ortaya izlemeye değer bir şeyler çıkmalı diye düşünüyorum. Vereceği tepkiyi, diyaloglarla ilişkisini merak ediyordum! Dışarıdan bakınca üzüleceğimiz bir karakteri canlandırıyor. Sıkışmış bir karakter. İnternette inanılmaz derecede popüler olduğunu ‘sanan’ ancak gerçek hayatta pek popüler olmayan bir karakter var karşımızda. Karakterle oyuncu eşleştiğinde bunun ilginç bir şey olduğunu düşündüm ve bence izlediğimiz şeyin bu kadar çaresiz ve sinir bozucu olmasını sağlayan şey de bu. Gerçek hayatta kimse ona ilgi göstermiyor. Giyindiği şeyler, söylediği sözler, ezberlediği şeyler gerçek gibi durmuyor. Çünkü ciddi bir özgüven problemi var. İnsanlar için hazır olmak, bir şeyler söylemek sanıldığı gibi kolay bir şey değil. Gerçekten zor bir şey. Katmanlar var ve çok fazla. Sanırım karakter yazmayı bu yüzden seviyorum çünkü gerçek hayatta Finn'in becerilerine ve onun doğal hallerine ve düşüncelerine sahip biri, iğrenç, hoşumuza gitmeyen bir şeyler söyleyen bir karakteri böylece dengeleyebilir.
"...Karakter potansiyelini çıkardığı gibi potansiyelini düşürdüğünde de gerçekten ortaya izlemeye değer bir şeyler çıkmalı diye düşünüyorum."

Julianne Moore bir barınakta çalışıyor. Eski hippi. Barınakta bir insanın yapmak istedikleri ve yapabildiklerini çok güzel gösteriyorsunuz. Sizin şimdi ve geçmişte barınaklara gönüllü destek veren biri olduğunuzu bildiğim için bu kısmı hikayeye ekleme sürecinizi dinlemeyi çok isterim.
Doğru, yaklaşık 15 yıldır sığınaklarda gönüllü olarak çalışıyorum. Eşimin annesi Indiana'da 35 yıl boyunca bir barınak işletti ve burası gerçekten harika bir yer. Orada sadece gönüllü olarak çalışmakla kalmayıp aynı zamanda yaptıkları harika önemli işleri öğrenme ve uygulama şansım oldu. İşleyişi görmüş oldum. Aile içi ya da partner şiddetini, yarattığı travmayı, iyileşmeyi burada öğrendim.Yazarken bu nedenle biraz rahat bir yazım süreci oldu. Bildiğim ve ilgilendiğim bir şey hakkında yazmaya çalışıyordum.
"Bir çekim esnasında ona yaklaşarak sette o an ne yaptığını sordum".
Sanat için yapılan bir şeyle sosyal adalet için yapılan bir şeye verilen önem ve değerin aynı olmadığını biliyoruz. Filmi bitirdikten sonra bu ikisine bakış açınız değişti mi? Ya da bu ikisini filmin hikayesinde iç içe geçirdiğinizi düşünürsek birbiriyle ilişkisi hakkında ne söylemek istersiniz?
Bir oyuncu olarak her zaman biraz suçluluk hissediyorum çünkü her zaman alkışlanıyorsun ve bu hak edilmemiş bir şey gibi hissettiriyor. Sonra birgün Julianne Moore'u sahneler arasında dolaşırken izliyorum. Bir gün görme şansının olmasını çok isterdim. Başka bir yerde gibi. Orada değil. Ve şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: "Julianne Moore, insanlara dokunacağını umduğum bir hikayeyi anlatmam için kendini böylesine savunmasız bir yere koyarak aslında dünyaya ne kadar inanılmaz bir hediye veriyor." Yaklaşık 20 yıldır oyunculuk yapıyorum ve sanırım ilk kez kendime karşı onur duydum. Ve onu dışarıdan görmek, onun toplumda harika bir değeri olduğunu düşünmemi sağladı.

Setinizdeki bir oyuncu ile ilgili gözleminizi bizimle paylaştınız. Bu kadar özel bir anı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Yıllar içinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendi setinizi yönetme şeklinizi şekillendiren yönetmen/yönetmenler oldu mu?
Kesinlikle hiç kimse. (gülüyor) Elbette oldu. Bunlardan bir tanesi New York’ta, “Louder Than Bombs” (Sessiz Çığlık) filmi ile Joachim Trier oldu. Alışık olmadığımız görüntülerle hikayeleri biraraya getiren usta bir sanatçı o. Bir çekim esnasında ona yaklaşarak sette o an ne yaptığını sordum. Bir yandan çekim denemelerine bakarken ‘bir sahne bitmeden ne olursa olsun o sahneyi bölme’ diyordu. Ortaya çıkan sürprizle ve olasılıklarla ilgileniyordu. Çok küçük şeyler ama ondan çok fazla detay öğrenme şansım oldu. Her ne olursa olsun sonuçta kendi istediğinizi bir şekilde zaten yaparsınız ama tekniğiniz dilinizi oluşturuyor. İşe yarasın ya da yaramasın. Oyunculuk için de böyle.
Son olarak sosyoloji ve antropoloji eğitimi geçmişiniz var. Az evvel bahsettiğimiz sosyal deneyimlerinizin yanında bunu sormak istedim: Teorik ve taktiksel olarak aynı anda ilerdiğini söylememiz doğru olur mu?
Eşim bir aktivist olarak çok fazla mektup yazdı. Onları gönderdi; gelen cevapları raporladı ve bunun gibi pek çok şey. Bugün genç bir aktivist olsaydı nasıl yapardı diye düşündüm hep. Yani bizden sonraki nesli düşünelim. Aklımıza gelebilecek en aktif, sosyal açıdan bilinçli nesil gibi. Benim 16 ya da 17 yaşımdayken tamamen cahil olduğum, asla bilmediğim şekillerde kültürel hareketlerin ve eğilimlerin farkındalar. Bu türden bir yan yana gelmeyi görmek benim için büyüleyici ve bu film de bu var. Julianne'in canlandırdığı anne karakteri, daha gençken Vietnam Savaşı'nı protesto ederdi. Şimdi dünyamızda bunu yapan çocuklar var. Ama oğlunun dünyaya katkısı şarkıları. Zaman zaman şunu düşünebilir miyiz: Bir neslin nasıl bu kadar bağlantılı olabileceği ama aynı zamanda her şeyi bizzat yapması gerekmediği gerçeği.
Vaktiniz, nezaketiniz ve bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.



Comments